More Website Templates @ Templates.com!

Aç Karnına Hapı Yutarsan...


       Yıllardan 90'lar, valla tam hatırlamıyorum ama sen de 95 ben diyim 96 yılı civarı. Yine işsiz güçsüz sezonluk tatillerden birindeyim. Tatilimin yaklaşık ikinci ayı filan yani Ağustos ayına denk gelen günler. Grubumuz genelde bizde parti durumunda ki parti dediğimiz bizim oturup geyik yapmaktan öte geçmiyordu malum parasızlık beni açlık derecesinde süründürmekteydi, o kadarki dışarıdan yemek yardımı almasam haftasına çıkamayabilirdim :). Sağolsun hanım arkadaşlar çok yemek taşıdılar bizim eve haklarını ödeyemem tabi en çok o zamanlar bilmesede şimdilerde eşim olur kendisi çok beslemiştir beni.

        Yine böyle aç sefil günlerimden birinde biraz halsizlik var üzerimde, çocuklar gelmiş beni evden çıkarmaya çalışıyorlar bende de pek istek yok grip tadında yatağımla başbaşa kalmak istiyorum. Öyle olur böyle olmaz bak araba var gel gidelim sahil kenarında oturalım dediler. Neyse dedim gidelim belki biraz iyi olurum diye düşündüm. Şarköy'de meşhur Alternatif disko altı kahve gündüzleri pek kimse olmazdı. İlk defa gidiyorum oraya kaç yıllık Şarköy'lüyüm yerini bilmem aslında ama millet ayrılmaz oradan nedense.

    Neyse bir oralet söyledim pastaneden de almışım iki tane poğça, nerden buldum kim verdi elime bilmiyorum birde hap var ama ne işe yarar hiç anlamam, üstelik hastalıktan gebersem ben ilaç içmem ama o gün o tuzağa düşmüşüm bir kere. Lokmalar boğazıma takılıyor gitmiyor, oralet bitti daha yarım poğça bitmedi önümde duruyor. Dedim ne olacak ki attım ilacı çektm üstüne sıcak bir oralet yudumu ohhhh!

       Sonra sonra biraz halsizleşmeye başladım, dedim çocuklar beni eve götürün uzanayıp hiç iyi hissetmiyorum. Ercan ile Arda'y dı sanıyorum yanımda masada, kalktım kapıya doğru yürüyorum. Ne oldu işte gerçekten belkide tek bilmeyen benim :) birden elektrikler gitti, öğle vakti etraf karardı, son hamle kapıya tutunayım dedim ama başarılı olamamışım demekki (sonradan söylenenlere göre bir ağacı kökünden kestikten sonra geliyoooooorrrrrr diye bağırırlarya, işte benim durumumda ona bile fırsat kalmadan çakılmıştım yere burun üstü) kendimi iki üç kişinin kollarında dışarıya taşınırken buldum. Sonra Arda'nın arabası ile hastaneye gittiğimizi hatırlıyorum korna eşliğinde, Toros vardı o zamanlar çoğumuzun araba öğrenmeye başladığımız yıllarda test aracımız olmuştu.

    Acile geldik, uzandım yatağa doktor geldi, ne olduğunu sordu dedik böyle böyle. Baktı kalk dedi yüzünü yıka, alla alla neden dedim kendi kendime yüzümde kötü birşeyler mi var acaba? Kalktım lavobaya gittiğimde gördüğüm manzara beni kısa bir süre şok etti doğrusu. Burnum kanıyor fakat hem normal deliklerinden hemde üstten, dudaklarım patlamış doğal bir botox etkisindeyim. Kendimi tanımam zaten iki dakikamı aldı. Pansumanlarım yapıldı, burun alttan üstten bantlandı eve geldim. Tabi Saliha'ya haber uçurmuşlar oda aynen uçarak geldi. Birde olayı ona anlattık, ondan sonra kayınvalideye, ilerki zamanlarda bütün sülaleye tek tek.

    Beni nesli tükenen hayvanlar gibi korumaya aldılar Salihalar, açlıktan bayılmış birine bakmak sevaptır bikere öncelikle. Fakat problemim artık yemek olmaması değil yemek yiyemez olduğumdu. Patlamış dudaklar sayesinde ne sıcak ne tuzlu hiç bir şey yiyemez oldum, sinirden gözlerimdem yaşlar gelirdi. Muhalebi çocuğu oldum desem iki türlü de doğrudur yani. O hafta geçmek bilmedi gerçekten, İstanbul'a döndüm bizimkiler karşıladı beni ki başıma gelenlerden haberleri yoktu, burada aldığım kremler ve doktorun ilaçları sayesinde kısa sürede yemek yiyebilir hale geldim fakat o süredede genellikle muhallebi ile beslendim.

    Hala ilaçlardan nefret ederim ve son ana kadar içmem, hala muhallebiye bayılırım ve bir kazan olsa ara vermeden bitirebilirm ki bunun için burun üstü düşmemede gerek yok.

    Yazan : Çağrı SİMSOY
    10 Ağustos 1998